Üyelik aktivasyonunuz tamamlanmadı!

TL’nin Değer Kaybı Üzerine

Emre Alkin

Yayımlama Tarihi: 24.11.2021 Güncelleme Tarihi: 24.11.2021

Yükselen döviz ile ilgili konuşmak sanıyorum boşa zaman kaybı olacak.

TL’nin Değer Kaybı Üzerine
Sebeplerini değil yan etkilerini konuşmak belki faydalı olur.

 Aslına bakılırsa meselenin gelişme şekli şu:

Merkez Bankası Rezervleri, Dış Borcun Milli Gelire Oranı, Cari Açık-Büyüme yapısallığı, Türkiye'deki dövize endeksli yaşam gibi birçok ayrıntı dövizin ateşinin yükselmesi için gerekli ortamı sağlıyor. Yani hasta tam olarak iyileşmiyor, en ufak bir kırılganlık yaşandığında ateş tekrar yükseliyor. "Aile içi münakaşalar" diye adlandırabileceğimiz siyasi gerginlikler, "komşular ve çevreyle münakaşalar" olarak isim koyacağımız diplomatik gerginliklerin yanı sıra evin içinde doğru gitmeyen işlerin üzerini örtme ya da tamir etmeden idare etme girişimleri elbette güvensizliği artırıyor. 

Tüm bunların neticesinde yukarıda belirttiğim şartlar sebebiyle kurlar yükseldikçe, zaten borçlu olan aile üyelerinin bir de gelir-harcama dengesizliği ortaya çıkıyor. Gelirlerden daha hızlı yükselen fiyatlar sebebiyle hem şahısların hem de evin bütçe açığı büyüyor. Ayrıca bundan 10-20 yıl sonrası için fayda verecek altyapı yatırımları için sözleşme gereği yüklü ödemeler yapıldığından dolayı, borçlanma ihtiyacı giderek artıyor. Nihayetinde faiz ödemeleri hariç bile gelir-gider dengesinde açık veriliyor. Sonuç: Herkes korkup ulusal paradan kaçıyor ve dolar satın alıyor. 

Bu kısır döngüyü aşmak için büyümeyi hızlandırmak bir çözüm olabilir mi? Daha düşük enflasyon ve faize sahip olsaydık, garanti olmasa da denemek mümkün olabilirdi. Ancak enflasyon ve faizler çok yüksek. Bunun sebebi de büyük ölçüde yüksek seyreden kur ve bir türlü sakinleşmeyen maliyet gelişmeleri. Ayrıca çok ciddi bir kayıtdışılığın olduğunu belirtmeliyim. Yani evin içinde yaşayanların bir kısmı kayıtlı ya da kayıtsız şekilde diğerlerine göre haksız avantajlar elde etmişler. Geri kalan ev sakinlerine yine eşit şekilde dağılmayan küçük bir kaynak kalmış durumda. Bu durumda hızlı büyümenin arzu edilen sonucu yaratmayacağı hatta kısa vadeli bir düzelmenin ardından tekrar uzun vadeli sıkıntıya düşeceğimizi göreceğiz. Çok geriye gitmeden 2018-2019 süreci ve ardından gelen pandemi bize bu gerçeği gösterdi sanıyorum. 

Sonuç olarak, enflasyonla gerçekten mücadele etmek gerekiyor ki, büyümenin bir anlamı olsun. Ancak, büyümenin öncelikli tercih olması iç siyasette yepyeni bir sürece gireceğimizi bize gösteriyor. Yukarıda belirttiğim gibi, idarenin her şeyin farkında olduğunu ve tercihini büyümeden yana kullandığını düşünüyorum. Dediğim gibi, samimiyetle tercih edilen yol dile getirilmiş olsaydı belki piyasalar bu tepkiyi vermeyebilirdi.

Emre Alkin'e ait diğer yazıları okumak için;

close icon

Yazar Hakkında

yazar
Emre Alkin

Prof. Dr. Emre Alkin, Saint Michel Fransız Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunudur. 1993 yılında İstanbul Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimini tamamlamıştır. 1996 yılında Doktorasını yine aynı üniversitede tamamlayarak 1997'de “doçent”, 2002 yılında ise “profesör” unvanı almıştır.

Devamını Oku

Bu makale size ne kadar faydalı oldu?

3 Oy

-

1 Puan

Oy verdiğiniz için teşekkür ederiz. 😊

Yorum Yazın

yorum yaz

Konuyla ilgili sormak ya da eklemek istedikleriniz için yorum bırakabilirsiniz.

Yorum Yapılmamış

Son Eklenen İçerikler

  • Emekliye Ne Kadar Kredi Çıkar? 8.12.2021

    Emekliye Ne Kadar Kredi Çıkar?

  • BSMV Nedir? 6.12.2021

    BSMV Nedir?

  • Tasarruf ve Yatırımın Püf Noktaları 3.12.2021

    Tasarruf ve Yatırımın Püf Noktaları

  • KKDF Nedir? 2.12.2021

    KKDF Nedir?

Size daha iyi hizmet sunabilmek için sitemizde çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikamızı ve Çerez Politikamızı inceleyebilirsiniz.

ikon